Daha kaç kişi öldüreceksiniz?

 

Türkiye 12 Eylül 2013

Türkiye’nin yakın tarihi üstü örtülü acı olaylarla duludur. Büyük acıların yaşandığı dönemlerin askeri darbelerle çakışıyor olması elbette rastlantı olamaz.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi yaşanan acılar bakımından en fazla iz bırakan siyasi bir operasyon olmuştur. Birçok maddesini ezberlediğimiz “12 Eylül Bilançosu” ülkenin yaşadığı vahşeti ortaya koyar:

*1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

*Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

*7 bin kişi için idam cezası istendi.

*517 kişiye idam cezası verildi.

*Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).

*İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.

*14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

*30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

*300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

*171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

*Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

*144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

*14 kişi açlık grevinde öldü.

*16 kişi –kaçarken– vuruldu.

*95 kişi –çatışmada– öldü.

*43 kişinin –intihar ettiği– bildirildi.

 

Şimdi o günler geride kaldı…

Acaba?

Ülkenin yönetiminde askerlerin bulunmaması her şeyi belirliyor mu?

12 Eylül ile AKP iktidarının kıyaslanıyor olması bile başlı başına bir talihsizlik değil midir? Ülkede seçimler yapılıyor. Parlamento açık. Gazeteler yayınlanıyor.

Ama bir de başka gerçekler var. Gazete ve televizyonların yazı işleri her sabah mide krampları çeken gazetecilerle dolu oluyor. Temel kaygı haberin niteliği değil:

-Bu haber beyefendiyi rahatsız eder mi?

Dün “paşa” vardı, bugün yerini “beyefendi” aldı!

Dün Mamak-Metris vardı, bugün yerini Silivri aldı.

Bir de hükümet karşıtı olmanın bedeli 12 Eylül 1980 ile aynı çizgiye geldi. Dün de ölümü göze almak anlamına geliyordu, bugün de!

Dün Kenan Evren “asmayalım da besleyelim mi?” diye yaptıklarını savunuyordu, bugün Tayyip Erdoğan sokaklarda keyfi olarak insan öldüren polislerine övgüler yağdırıyor:

-Destan yazdınız!

1 Haziran 2013’ten itibaren Hükümet, demokratik yollarla kendini ifade etmek isteyenleri gözünün yaşına bakmadan öldürülmesini “normal” bir işlem olarak algılıyor:

-Bana karşı gelen ölür!

Bu anlayışla toplumsal gösterilerde polisin katlettiği insan sayısı Ahmet Atakan ile 7’ye yükseldi.

AKP aldığı yüzde 50 oya karşın kendini “güvende” hissetmiyor! Korkuyor! En küçük toplumsal gösterileri kendisini yıkacak bir “darbe” işareti sanıyor. 2013’ün 12 Eylül günü sormak gerekiyor, kendinizi “güvende” hissetmeniz için:

-Daha kaç kişi öldüreceksiniz!

 

 

12 Eylül’ün ilk icraatı: Kıdem tazminatları

12 Eylül 1980 askeri darbesi Cuma günü yapıldı. 15 Eylül Pazartesi günü Milli Güvenlik Konseyi (Cunta) ilk bildirilerini yayınlamaya başladı. Bunlardan biri de şöyleydi:

-Çalışanlar istifa ederlerse kıdem tazminatı alamazlar!

Bu madde sayesinde işverenler büyük bir rahata erdiler. Zaten en üst düzeyde de şöyle ifade ettiler:

-Yirmi yıldır onlar (işçiler) güldü biz (patronlar) ağladık!

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Halit Narin böyle selamlamıştı askeri darbeyi…

Yıllar sonra emekli olan Kenan Evren ile Marmaris’te uzun bir söyleşi yapmıştım. Yukarıdaki ilk icraatı anlatıp sormuştum:

-Siz yaygın anarşi ve terör için yönetime müdahale ettiniz. İlk olarak istifa halinde kıdem tazminatlarını yasakladınız. Acaba anarşi ve terör kıdem tazminatlarından mı kaynaklanıyordu?

-Yok değil! O zaman her şeyi durdurmuştuk…

-Sizin durdurduğunuz her şey geri geldi bir tek istifa eden işçilerin kıdem tazminatı olduğu gibi kaldı!

Evren bunalmıştı böylesi bir soru silsilesinden, kestirip attı:

-Ne bileyim, getirmişler imzalamışız işte!

 

 

 

Posted in Köşe Yazıları.

One Comment

  1. Canım ağabeyim duygularına beynini kalemine sağlık
    iyi ki, sen varsın iyi ki, senin gibiler var.
    Ellerinden öperim.

    Hasan Karakulak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir