Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 sabahı Ankara’da idam edildiler. Aradan elli dört yıl geçti. Onları idam edenleri kimse hatırlamıyor. Ama darağacında bayraklaşan o gençler arkalarından gelen her kuşağın mücadelesinde yaşamaya devam ediyorlar.
***
1960’ların ikinci yarısından itibaren Türkiye göreceli de olsa politik bir bahar yaşıyordu. 1961’de kurulan TİP 1965’te parlamentoya 15 milletvekili sokmayı başarmıştı.
O yılların havasını en iyi 68’in değerli isimlerinden Aydın Çubukçu anlatmıştı bizim “Politik Bahar” belgeselinde…
Çubukçu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sivas İl Merkezine gidiyor. Partiye üye olmak istiyor. Ama yaşı henüz 17 olduğu için kayıt işini üstlenmiş olan işçi Ali “sen üye yapamam” dedikten sonra parti kapısını açık tutuyor:
-Ama sen gel. Burada sana göre iş var yapılacak. Yalnız çok çalışacaksın, devrime beş yıl kaldı!..
***
Deniz Gezmiş İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde sadece politik önder değildi. İddialı yakışıklığının da hakkını veren muzip bir devrimciydi.
Bir gün Beyazıt Çınataltı’nda otururlarken tıp fakültesinde okuyan üniversitenin de en güzel kızlarından “Modesty” adını taktıkları öğrenci arkadaşlarıyla yan masaya oturuyor. Aslında Modesty siyahlar içinde olan bir çizgi roman kahramanı. Tıbbiyeli kız da siyah deri pantolon ve mont giydiği için ona bu lakap takılmış gıyabında… Modesty’nin ulaşılmazlığı falan konuşulurken Deniz kestirip atıyor:
-Ben şimdi ona gidip ilan-ı aşk eder, yarım saat sonra da Beyazıt Kulesine çıkarıp öperim!
Mehdi Beşpınar’ın anlatımıyla sonrası şöyle gelişiyor. Deniz, kızların masasına gidip kendisini tanıtıyor:
-Ben Amerikan emperyalizmine, Sovyet revizyonizmine, Romen Dejenerasyonuna ve Yugoslav soytarılığına karşı mücadele eden Türkiyeli devrimci Deniz Gezmiş!
-Aaaa biliyorum seni, deli misin nesin?
-Biz devrimciler her şeyin en iyi en güzelini isteriz. Burada en güzel sensin. Sana arkadaşlık teklif ediyorum!
Deniz, kızların masasında kalıyor ve iddiayı da kazanıyor.
***
Amerikan 6. Filosunun İstanbul ziyareti sırasında çıkan olaylar sonrasında içlerinde Deniz Gezmiş’in de olduğu bir grup devrimci genç Sultanahmet cezaevine kapatılıyor.
Bozkurt Nuhoğlu gruba çeki düzen vermek için eleştirel bir fırça atıyor:
-Biz sadece devrim ve siyaset konuşuyoruz. Sanat, kültür, edebiyat, sinema, müzik de konuşmalıyız.
Deniz “Bozkurt Abi haklı” diyor:
-Müzik konuşalım mesela Beethoven devrimci bir müzisyendir!
Tutukluluk günleri devam ederken Bozkurt Nuhoğlu Deniz’in korsanlık yapmaktan tutuklanmış bir balıkçı ile koyu sohbete daldığını fark ediyor. Balıkçıyı kenara çekip soruyor:
-Sen Deniz’le ne konuşuyorsun iki gündür?
-Deniz Abi diyor ki, Dolmabahçe önünde duran Amerikan gemisini kaçırabilir miyiz?
-Sen ne dedin?
-Kaçırmasına kaçırırız ama… Akdeniz’e inince o gemiyi kime satacağız ki?
***
68 Kuşağı gençlerinde çok güçlü bir halk sevgisi vardı. Göz aldıkları şey az buz değildi. Devrim yapacaklardı. Ödeyecekleri bedeli de biliyorlardı. Ölümle dans ediyorlardı. O kadar ki ölüme giderken bile “şaka” yapmaktan geri durmuyorlardı. 6 Mayıs 1972 sabahı Deniz Gezmiş idama giderken idam cezası verilenlerden dördüncü sırada olan Mete Ertekin’e şöyle seslenebiliyordu:
-Mete korkma sen gelene kadar orayı örgütleyeceğim merak etme!
Can Yücel Adana cezaevindeydi o tarihte… Denizleri kurtaracak bir şey yapacak durumda değildi. Ama yaşatacak güce sahipti. Güçlü bir şairdi… Ve yazdığı şiirlerle bunu başardı.
Mare Nostrum
En uzun koşuysa elbet
Türkiye’de devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez luverin namlusundan fırlayarak
En hızlısıydı hepimizin
En önce göğüsledi ipi…
Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun…
Öyle bir kuşak bir daha gelir mi, bilinmez. Baksanıza neşeyi göz ardı etmeden yaşadılar:
– Ölüme bile gülerek gittiler!
