Kahrolsun soyguncular!

 

Çok eski yılların ünlü bir dolandırıcısı yine operasyon sonrasında yakalanmıştı.  Onu yakalayan polislerin şefi merakından sormuştu:

-Her seferinde yakalanıyorsun, neden bu işleri bırakmıyorsun?

-Amirim ne yapayım, bu ülkenin enayisi çok!

Sonraki yıllarda bireysel dolandırıcılık yapan “yetenekli” yeni gençler yetişti. Polis onlara da aynı soruyu sordu. Cevabın içeriği aynı kaldı literatürü değişti:

-İstanbul’un kerizi çok efendim!

Bu tipten küçük dolandırıcılıklar ekonominin merkezi İstanbul’da yaşanıyordu. Dolandırılma işlerinin literatüre uygun bir adı vardı:

-Kerizlemek!

İleriki yıllarda ülke gelişti kerizleyenler değişti kerizlenenler çoğalarak yerlerini korudular.

Çok defa başbakan olmakla demokrasi arasında olumlu bağlar kuran bir siyasetçinin, taraftarlarına güvence veren sözü efsane haline gelmişti:

-Aç ve açıkta kalan bizden değildir!

Dünya değişiyor, siyasetçileri gelişiyor. O eski siyasetçinin yakın ve uzak çevresini kayıran yukarıdaki ünlü sözü de tarihin çöp sepetine atılabilir. Yenisinin vizyon katsayısı eskisiyle kıyaslanmayabilir:

-Çarpmadan zengin olan bizden değildir!

Zengin olma yolları hakkında burada verilecek bilgilerin yayın yasağına girme ihtimaline karşı “susma hakkımı” kullanarak yazıya devam etmek istiyorum.

Ahlakın ve utanmanın tedavülden kalktığı ülkelerde böylesi “sıradan” şeylerin olduğu tarihin her döneminde görülebilir. Önemli olan üzerinde fazla durmamaktır!

Geçer… Ama deler de geçer, izi kalır!

Çünkü iki kişinin bildiği hiçbir şey sır değildir. Bu yüzden de patlıyor, ağzı büzülmüş pislik torbaları.

Neyse ki bizim güzeller güzeli ülkemizde böyle şeyler yaşanmıyor! Her şey Anayasa ve yasalar çerçevesinde işliyor. Çok şükür ki hukuk devletimiz yerli yerinde. Adalet kimsenin itiraz edemeyeceği bir çizgide son hızla ilerliyor. İtiraz edenler olabilir. Onlar da itirazlarının bedelini ödemeyi göze almalıdırlar.

Eğer gözden kaçanlar olursa gazeteci kılıklı muhbirler “demokratik uyarılarını” yaparlar:

-Bana göre bu devlet büyüğüne hakarettir. Emniyet ve yargı birimleri harekete geçip gereğini yapmalıdırlar!

Gereği yapılır. Söz konusu itirazın sahibi mahkûm edilir.  Aradan bir süre geçer, bir de bakılır ki yargıya talimat veren muhbir “dolandırıcılıktan” tutuklanır.

-Evladım niye böyle şeyler yapıyorsun?

Gayet masum bir şekilde “herkes yapıyordu” diyebilir:

-Ben de ortama uydum!

Bu cevap anasının ak sütü gibi bir kararı hak edebilir:

-Beraat!

***

Bir de parayla pulla hiç ilgisi olmayıp bütün derdi çağdaş, yaşanılır bir ülke inşa etmek için yazıp çizenler var. Böylesi bir ülke olabilmenin koşulları arasında halkı soyanlarla mücadele etmek en önde yer alıyor.

Bu vizyon için de kocaman bir yürek, ona paralel bir vatan sevgisi, çok güçlü bir kalem, önceden gelecek yılları görebilen bakış açısı gerekiyor. Nasıl biri olmak denilirse, hapishane zindanlarını akademiye çeviren kişiyi görebiliriz:

-Merdan Yanardağ!

29 Eylül 2026 Salı günü Silivri’de “casusluk davası” duruşmasında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan ile yargı önüne çıkacak.

Merdan Yanardağ için iddia edilebilecek son şey bile olamaz casusluk! Böylesi bir suçlama için bir yabancı devlet ile irtibat gerekiyor. Merdan yabancı devletlere ülkeyi peşkeş çekenlere karşı bütün meslek hayatı boyunca mücadele etti, ediyor.

Son dolandırıcılık skandalını Merdan Yanardağ’ın gazetecilik çizgisi üzerinden okuyabilenler rahatlıkla şu başlığı atabilirler:

-Kahrolsun soyguncular!