Gazetecilikle hiç ilgisi olmayacak diye takdim edilen 7418 sayılı “Dezenformasyon Yasası” iktidar için çok geniş bir “özgürlük alanı” açtı. Özellikle Türk Ceza Kanunu’na eklenen TCK 217/A maddesi nedeniyle iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kalan iktidar dışı gazete ve televizyonlar ağır baskı altına alındılar.
Yasada “şahane” bir cümle var:
-Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma!
Bu maddenin ne anlama geldiğini herkes biliyor.
İktidarın dikkatsizce verdiği açıkların haberleştirmesi iktidar ve emrindeki memurlar tarafından “halkı yanıltmak” olarak kabul ediliyor. Ortalığı dümdüz eden bu motorlu tırpanın son kurbanı İsmail Arı oldu. Bir öncesinde Alican Uludağ var. İkisinin arasında ise Gaziantep’te işçi sınıfı adına destansı mücadele veren Mehmet Türkmen yer alıyor.
Halk bu isimlerin yazdıkları ve söylediklerin hepsine inanıyor. Çünkü doğru!.. Sadece iktidar bu bilgilerin halk tarafından öğrenilmesini zararlı buluyor.
İktidarın hoşuna gidecek şekilde, “halkı yanıltıcı olmayan” haber yazımı için bir deneme yapalım, bakalım inanılır gibi olacak mı?
“İsmi lazım değil bir tarikat mensubunun tecavüz etmediği bir kadınla sonra evlendirilmediği, kadının kızına nitelikli tacizde bulunmadığı ileri sürüldü. Kadının devamlı olarak adliye önünde nöbet tutmadığı, bu adam kızımı ve beni öldürecek demediği ortaya çıktı. Daha sonra ise kadının ve kızın cesetlerinin bulunmadığı da belli oldu.”
“İstanbul’un lüks bir semtinde uyuşturucu operasyonu yapmayan güvenlik güçlerinin gözaltına almak istemedikleri bir kişinin “ben savcıyım” demediği kesinlik kazandı.”
“İktidara yakın olamayan büyük müteahhit firmalarının bütün ihaleleri almadıkları da ortaya çıktı.”
“Köylülere ait zeytinliklerin jandarma zoru ile sahiplerinin gözleri önünde kesilmediğinin kesinleşmesi üzerine köylüler ile maden ocağı sahipleri birlikte halay çektikleri şeklinde görüntüler ortaya çıktı.”
“İş kazalarında her ay altmış işçinin ölmediği bildirildi. Bu çerçevede 2014 yılında Soma ilçesinde büyük bir maden faciası yaşanmadığı 301 işçinin göçük altında kalmadığı da biliniyor.”
“Ülke tarihinin en büyük yıkımı olarak lanse edilmeye çalışılan 6 Şubat 2023 tarihinde 13 ilde deprem olmaması nedeniyle Kızılay’ın para ile çadır satmadığı da genel kabul gören bir tez olarak değerlendirildiği kabul ediliyor.”
Bu şekilde gelişen yazma tekniğiyle bütün yaşananlar güzel hale getirilebilir. Hatta geriye doğru da gidilerek bambaşka geçmiş yaratılabilir:
– Olmayan olayların yazılmayan tarihi!
(ikinci yazı)
Başlık: Grup Yorum’dan Bahar
Çağlayan Adliyesinde 24 Mart 2026 Salı günü Grup Yorum’dan Bahar Kızılaltun’un duruşması vardı. Bahar tutuklu olarak yargılanıyor. Ona isnat edilen suçlar (!) içlerinde OT Dergisi televizyon kanalı bulunan yayın organlarına röportaj vermek. Bunları sosyal medyada paylaşmak… Bir de “etkin pişmanlık” kanunundan faydalanan kişilerin suçlamaları var. O kişinin de mahkemeye gelip ifade vermesi lazım. Ama o kişi ortada yok. Hakim duruşma sırasında Bahar’a sordu:
-Bu kişi yurt dışında mı?
-Efendim ben tutukluyum. Söz konusu kişi devletin koruması altında… Devlet bilip bulamıyorsa benim suçum ne? O kişiler gelmediği için ben burada tutuklu kalıyorum. Tahliyemi istiyorum.
Bahar tahliye edilmedi!
