Bize zehir edilen bayramlar!

Eskiden bayramlarda normal gazeteler çıkmaz, Gazeteciler Cemiyeti’nin “Bayram Gazetesi” yayınlanırdı.

Dinç Bilgin’in sahibi Zafer Mutlu’nun da genel yayın yönetmeni olduğu Sabah gazetesi 11 Haziran 1992’deki Kurban Bayramı’nda “halkın haber alma hakkını savunuyoruz” diye yayımlandı. Gelenek bozuldu. Oysa Sabah’çıların esas dertleri bayramda korsan yayınla büyük bir banka kredi taksitini ödemekti!

Yani demem o ki; güçlü olanın kural, gelenek, örf, adet tanımazlığı o yıllarda da yürürlükte idi. Şimdikiler icat etmediler bu yöntemi. Sadece “ahlak duvarını aştılar” o kadar!..

***

Yaygın gazeteler her dönemde siyaset ile paralel yürüdüler. Ankara’da Süleyman Demirel varsa İstanbul basını sağcı oldu. Bülent Ecevit varsa bizim tayfa “solcu” gibi yaptı. Darbeci generaller gelince de esas duruşa geçip asker oldular!

O yüzden şimdi AKP’nin yetki alanında gazetecilik oynayanlar eski “yalakaların” kötü kopyalarıdır. Eleştirilecek hiçbir yanları yoktur!

Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yapılanları (Mutlak Butlan) AKP’lileri davet ettikleri programlarda tartışıyorlar. Akademik unvanı da olan birisi diyor ki:

-Bu olanları Kemal Kılıçdaroğlu mu yaptı, AKP mi yaptı? Hepsini kendileri yaptılar!

Aynı cümle içinde KK’yı ve AKP’yi telaffuz etmenin “işbirlikçiliği” deşifre etmek anlamına gelebileceğini kavramaktan bile yoksun.

Sonra AKP sözcüsü Ömer Çelik basın toplantısında diyor ki:

-Bu olaylarda AKP’nin hiçbir ilgisi yoktur!

Tıpkı ilkokuldaki yaramaz çocuk saflığında konuşuyor. Sınıfta haşarılık yaparken kırılan cam için öğretmen sorar ya:

-Camı kim kırdı?

Sadece bir kişi cevap verir:

-Ben kırmadım örtmenim!

Ömer Çelik 13 Nisan 2026’da AKP Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı’nın şu açıklamasını duymamış gibi yapabilir:

“TÜRK DEMOKRASİSİ ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE HAK ETTİĞİ ANA MUHALEFETE KAVUŞACAK!”      

Bu açıklamadan “CHP için mutlak butlan kararı” çıkacağını anlamamak için eşek olmak gerekir. Halkı öyle görenler yanıldıklarını kısa sürede anlayacaklardır.

1965’te Adnan Menderes’in Devlet Su İşleri Müdürü Süleyman Demirel’i başbakan yapan o halktı. 1983’te askerlerin “bunu seçmeyin” dediği Turgut Özal’ı iktidara getiren de aynı halk idi. İktidardakilerin en iyi anlayacakları örnek ise kendileridir. 2002’de kafası koparılmış AKP’yi tek başına parlamentoya taşıyan da bu ülkenin “sessiz-tepkisiz” halkıdır.

***

AKP’nin iktidarı kendi öngörüsünden bile uzun sürdü. Bütün sorunlar da bu yüzden su yüzüne çıktı. Akşam’da yazan Şakir Süter, 2002 seçiminden hemen sonra Tayyip Erdoğan’a sormuştu:

-İktidarınız için kaç yıl hedefliyorsunuz?

-Üç dönem. Zaten bir siyasi partinin hedefleri için üç dönem yeterlidir!

Erdoğan kendi siyasi ömrünü 15 yıl ile sınırlamıştı.

O yıllarda hapis yatmış, düşünce özgürlüğü mağduru, İnsan Hakları Derneği’nin “İfade vermek değil, ifade etmek istiyoruz” başlıkla afişlerinde yer almış bir siyasi liderdi Erdoğan…

Demokrasi ve özgürlük vaadiyle gelmişlerdi. Tam tersini yaptılar. 

Türkiye hapishanelerinde 2002’de 59 bin 500 tutuklu ve hükümlü vardı. AKP’nin uzun süren iktidarında bu sayı 400 bini aştı. Yedi katına çıkmış durumda hapishane nüfusu!

Ülkenin en genç siyasi lideri Selahattin Demirtaş 10 yıldır Edirne’de hapiste. Ülkemiz Avrupa gibi olsun diye canla başla çalışan iş insanı Osman Kavala tahliye kararlarına rağmen 3 bin 131 gündür Silivri’de. Parlamentoda odası bile hazırlanmış TİP milletvekili Can Atalay da Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen içerde. Merdan Yanardağİsmail Arı gazetecilik yaptıkları için zindandalar. Başta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere CHP’li Belediye Başkanları da hapishanelerde tutuluyorlar.

***

Bir de ülkedeki büyük operasyonların gölgesinde kalan direnişçiler var. Büyük çoğunluğu Grup Yorum üyesi sanatçılardan oluşan gençlerin cezaevlerindeki çığlıkları ne yazık ki yeryüzüne ulaşmakta güçlük çekiyorlar. Çünkü onları kuyulara atmışlar. Kuyu Tipi Cezaevleri sadece devrimci gençleri istihdam etmiyor, sırası gelen herkesi bekliyor!.. Bu yüzden de açlık grevleri, ölüm oruçlarıyla direniyorlar. İzmir Şakran Cezaevinde Tuğçenur Özbay açlık grevinin 120. gününde… Son derece keyfi kimlik kartı uygulamasını reddediyor Tuğçenur. 

Grup Yorum emekçisi Merve Kurt, Silivri’den yazdığı mektupta, kendilerine verilen cezaların şarkı sözleri, Tavır Dergisinde yayınlanan makaleler, haberlerden olduğunu detaylı olarak anlatıyor. Grup Yorum’un 3 Haziran 2026’da Çağlayan’da İst.13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.00’da duruşması var. Özellikle aydın, sanatçı dostlarını bekliyorlar.

Bütün etik değerlerin tek kişiye kurban edildiği bir Kurban Bayramı yaşıyoruz. İlerde bugünlerin tarihi yazılırken şöyle denilecek:

-Bize zehir edilen bayramlar!

Posted in Köşe Yazıları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir