Her şeyi bilen adam Erdoğan!

 

Başbakan Tayyip Erdoğan öyle sürate ulaştı ki, onun “cevherlerine” yetişebilmek mümkün olamıyor.

En son bombası –eğer verilse- teoloji dalında Nobel ödülü alacak nitelikte. Usta, “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse” dedi:

-Ben dört dörtlük Aleviyim!

Başta kendisi, bakanları, görenleri, görmeyenleri, yakın çevresi, danışmanları, şakşakçıları ve Kazlıçeşme’de canlı yayınla ekrana gelen en içten destekçileri olmak üzere hiç kimse Erdoğan’ın Aleviliğe bu kadar ılıman bakmadığını biliyor ve onun bu sözlerine inanmıyor.

Haliyle Aleviler de inanmıyor!

Çünkü Erdoğan’ın, iç sesinin daha güçlü vurgu yaparak öne çıktığı demeçleri de var. Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün raporlaştırdığı tespitlerinde Erdoğan, daha “sahici” biçimde şöyle diyor:

-Cem Evi cümbüş evidir!

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Alevilere özgü bir kibarlıkla Erdoğan’a işin eğrisini ve doğrusunu bir cümlede gösteriyor:

-Başbakan dört dörtlük Alevi olmak yerine vicdan sahibi iyi bir insan olmayı hedeflemelidir!

Gayet açık bir şekilde Alevilerin Erdoğan’a karşı nasıl baktığını da gösteriyor bu kısa cümle.

Alevilerin bu şık tepkisini Erdoğan’ın yetiştiği semte göre çeviri yaparsak şöyle de okunabilir: Yemiyoruz!

Başbakanın bu kadar hızlı biçimde savunduğu zeminden uzaklaşmış hale gelmesinin altında şüphesiz Taksim Gezi Parkı Direnişi var. Hiç kimsenin hesaplayamadığını doğal olarak Erdoğan da önceden tahmin etmiyordu.

Ama onun bu hale gelmesinin esas müsebbibi birlikte yola çıktığı arkadaşlarının, üç dönem TBMM’de birlikte çalıştığı parlamento grubunun ve AKP üst yönetimidir.

Demokrasinin “D”sini bile benimsememeye kararlı olan bu topluluk liderlerinin her yaptığını elleri patlayıncaya kadar alkışladılar. Eğer arada sırada “Sayın Başkan” diyebilselerdi:

-Daha hayırlı bir sonuç için biz bu konuda şöyle düşünüyoruz!

Hiç böyle bir şey yaşanmadı iktidar partisi içinde…

Barış Manço’nun unutulmaz “Adam Olacak Çocuk” çocuk programındaki 3 ile 6 yaş arası yarışmacılar gibi davrandılar liderlerine… Barış Manço sorardı:

-Sabahları ne içiyorsun?

-Süt içiyorum!

-Süt içiyormuş, alkış!

En basit hareketlerini bile çılgınca alkışlayarak onun bütün ayarlarını bozdular. Üstüne bir de Gezi Parkı Direnişi gelince artık ayar tutmaz oldu!

Bütün gücü eline geçirenlerin yaptığı kontrolsüzlükler lideri yüceltmiyor, tersine komik hale getiriyor.

12 Eylül döneminde de bizde bunlardan bir tane vardı. Darbenin kontrolsüz lideri Evren, dünyanın en saygıdeğer ressamlarından olan Pablo Picasso’nun eseri karşına geçip, “bunu ben de yaparım” diyebilmişti. Resimden anlayan herkesi de gülmekten kırıp geçirmişti.

Erdoğan, 1994’te İstanbul Belediye Başkanı seçildiğinde görevi devralırken önceki başkan Nurettin Sözen’in elini öptüğünü hatırlarsak onun şimdi geldiğini yerin ne kadar eksenden kaçmış olduğunu daha iyi görebiliriz.

Erdoğan giderek “her şeyi en iyi bilen” bu haliyle de “güçlü-komik” lider haline geliyor. Ona yeni bir sıfat gerekirse şöyle denilebilir:

-Erdoğan 2000’lerin Evren’i!

Posted in Köşe Yazıları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir