Battı medya yan gider

Türkiye’mizde her dönem rahatsızlık verici bir konumda olan gazetecilik mesleği yine eleştirilerin hedefinde bulunuyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı/Başkan Tayyip Erdoğan 19 Ekim 2020 günü İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi açılış töreninde yine/yeniden “tarihi” bir konuşma yaparken “fikri iktidarımızı kuramadık” dedi:

– Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor. İlimde, sanatta, kültürde hep benzer sıkıntılarla karşı karşıyayız. En haklı olduğumuz konularda bile dünyaya kendimizi anlatamıyoruz!

Konuşmanın bizi ilgilendiren bölümü burasıydı.

Cumhurbaşkanı/Başkan Erdoğan yüzde 95’i kendisine gönülden, yürekten, göbekten bağlı medyayı beğenmediğini ilan etti.

Bu çok önemli ve haklı bir tespittir.

O kadar yatırım yapılan medya hiçbir işe yaramıyordu. Kendisini dünyaya anlatamadıklarını aleni olarak söyledi.

Hepsinin kovulması gerekir!

Lideri memnun edemiyorsan, o ne yapsın böyle medyayı?

O kadar para havaya savruluyor. Erdoğan insaflı davranarak sadece “kendimizi dünyaya anlatamıyoruz” demekle yetindi. Aslında ülke içinde de aynı başarısızlık sürüyor.

Aynı gün 10 gazete birden aynı manşetle çıkar mı?

Yaratıcılık sıfır!.. İnsan biraz “gazetecilik” çalışır. Güzel, ilgi çekici çarpıcı başlıklar bulur. Kendi aralarında “manşet birliği” sağladılar ama dil birliğinde bu çizgiyi tutturamadılar.

AKP lideri Tayyip Erdoğan kimine göre “Cumhurbaşkanı”, kimine göreyse “Başkan” olarak kabul ediliyor.

Erdoğan “özeleştiri” bakımından gelişmiş bir lider olduğunu pek defa ispatlamıştı zaten…

Geçmişte “ben dahil” dedi:

Hepimiz İstanbul’a ihanet ettik!

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nden sonra Gülen Cemaatine çok yardım ettiklerini belirterek:

Allah da milletimiz de bizi affetsin!

Kendi öz medyası için bu kadar açık eleştiri yapmamıştı. Dile kolay medyanın yüzde 95’i Erdoğan ve AKP’nin başarılarını haber yapa yapa perişan oldular. Ama lider dahil hiç kimseyi inandıramadılar!

Öyle anlaşılıyor ki, gelinen noktada -iktidar cenahında- herkes mutsuz. Erdoğan’ın bu tarihi konuşmasından sonra yüzde 95’lik medyada oturup düşünülür. Konuşup tartışılır. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi açılıp okunur. O zaman görülür ki, “gazeteci, devleti yönetenlerin saptadığı politikalara değil halkın haber alma hakkına riayet eder” maddesi orada uzanmış yatıyor.

Bir de “gazetecinin temel görevleri” bölümü vardır:

1. Gazeteci; halkın bilgi edinme hakkı uyarınca, haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüğünü kullanırken kendi açısından sonuçları ne olursa olsun, gerçekleri çarpıtmadan aktarmak zorundadır.

2. Gazeteci; başta barış, demokrasi, hukukun üstünlüğü laiklik ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur.

3. Gazeteci; milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim, dil, din, mezhep, inanç, inançsızlık, sınıf, dünya görüşü ayrımcılığı yapmadan tüm uluslar, halklar ve bireylerin haklarını tanır, saygı gösterir.

4. Gazeteci; insanlar, uluslar ve topluluklar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır.

Bildirge bir güzel okunur. Bundan sonra sadece gazetecilik yapacağız denilir. Muhabirlik canlandırılır. Sahici haberler yapılır. Yukarıdaki ilkeler hayata dönerler.

Fantastik gibi görünse de başka yol yoktur.

Eğer yapılmaz, bu boş vermişlik devam ederse şu eski atasözü yüzde 95’lik medyanın suratına yapışmış olarak kalır.

Battı medya yan gider!