Beykozlu Orhan

Artık beşinci yılına girdim, Beykoz Sözlü Tarih çalışmasının… Hesap vermem gerekirse biri basılan (Yüzyıllık Beykoz Hikâyeleri) biri baskı aşamasında, biri de saha çalışması tamamlanmış üç Beykoz kitabı ele avuca geldi.

Sözlü tarih çalışmasının en keyifli tarafı, sınırsız bir öğrenme duygusunun peşinden koşarken, olağanüstü sürprizler takdim ediyor olması… Mesela geçtiğimiz eylül ayında Denizli’nin Buldan ilçesinde bez dokumacılığı üzerine çalışırken Ticaret Odası Başkanı Halil Baştürkmen, “bizim burada herkesin bir lakabı vardır” dedi:

-Benim eniştenin adı da Beykoz Memet’tir!

Buldanlı “Beykoz Memet”e telefonla ulaştım. Bana lakabını nasıl kazandığını özet olarak anlattı:

-Ben 1950’lerde Buldan’ın yıldız futbolcusuydum. İyi top oynadığım için bana Beykoz Memet adını taktılar, çünkü o yıllarda 1. Lig’de olan Beykoz çok iyi futbol oynardı. Ekerbiçer, Saim, Katır Nusret, Helvacı Hasan gibi meşhur futbolcuları vardı.

Ünlü gazeteci ağabeyim Ergin Konuksever, kitabımı okuduktan sonra dedi ki:

-Oğlum, Orhan Veli ve Adnan Veli de Beykozludur. -Biliyorum.

-Kız kardeşi Füruzan Hanım’la da konuşsana!

Ertesi gün benim “çırak” Ezgi Yılmaz ile birlikte Şişli’de Füruzan Yolyapan’ın evindeydim.

Orhan Veli’den on yıl sonra 16 Ağustos 1924’te Beykoz’da dünyaya gelen Füruzan Hanım ile bir anda 20. yüzyılın ilk yarısına doğru süzülüverdik. Füruzan Hanım ilkokul öncesini gayet net hatırlıyordu:

-İshak Ağa Bayırı’ndaki evimizin bahçesinde ağabeylerim Orhan ve Adnan Beykozlu yaşıtlarıyla birlikte Molier’in oyunlarını sahneler, ben de bahçeye sandalye dizerdim. Kalabalık bir seyirci topluluğumuz olurdu. 1928-30 yıllarına denk geliyormuş, Orhan Veli’nin Beykoz Mahalle Tiyatrosu…

Füruzan Hanım Orhan Veli’nin sanatçılığıyla da çok yakından bağ kurmuştu. Bir kardeşten öte bir edebiyat dostu, arkadaş, yoldaş olarak ağabeyinin yanında durmuştu:

-Yaprak dergisinin İstanbul’da dağıtımını ben yapardım. Dergileri kolumun altına yerleştirir, gazete bayilerine bırakır, sonra gider satılanların parasını ve iadeleri alırdım. En çok Kadıköy iskelesinde satılırdı. Ama 40-45 taneyi geçmezdi!

Orhan Veli’nin Ankara 1 Ocak 1949’dan itibaren yayınlamaya başladığı Yaprak Dergisi 15 Haziran 1950’ya kadar bir buçuk yıl düzenli çıktı. Edebiyat tarihimizin önemli yayınları arasına girdi. Niteliğin, nicelikle olan bağlantısızlığına iyi örneklerden biridir Orhan Veli’nin Yaprak dergisi…

Füruzan Hanım aile içindeki edebiyat tartışmalarını da anlattı:

-Babamız Veli Bey, Orhan’ın şiirlerini beğenmezdi.

-Neden?

-Heceli, vezinli doğru dürüst şiirler yazsana be oğlum derdi!

Orhan Veli’nin 1 Şubat 1945’te Ülkü dergisinde yayınlanan “İstanbul Türküsü” şiiri de böylesi bir tartışmaya neden olmuştu. İstanbul Radyosu’nda müzisyen olan Veli Beyin arkadaşları “üstat baksanıza oğlunuz yine neler yazmış” diye ona takılmışlardı.

Orhan Veli ünlü şiirine şöyle başlıyordu:

“İstanbul’da Boğaziçi’nde,

Bir fakir Orhan Veli’yim;

Veli’nin oğluyum,

Tarifsiz kederler içinde.”

Baba Veli Bey şiirlerinin içine ekonomik durumunu da yerleştiren oğluna şöyle diyor:

-Evladım niye fakir olduğunu yazıyorsun? Madem yazıyorsun bari beni karıştırma!

Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş bir devlet memuru olan Veli Bey “sıradışı” bir mevkiye yerleşen şair oğlunu anlamakta zorluk çekiyordu. Aslında ölçü sorusu şu olmalıydı:

-Herkes gibi yazsaydı acaba Beykozlu Orhan, Türk edebiyatının büyük şairi Orhan Veli olabilir miydi?

Füruzan Hanım Beykoz’da başladığı ilkokulu Ankara’da bitirmişti. Beykoz’daki büyük evleri anneannesinin ölümü üzerine satılmıştı. 1930’ların ortasında ilçeden ayrılmışlardı. Her söyleşimde muhatabıma yönelttiğim soruyu ona da sordum:

-Nerelisiniz denildiğinde, ne diyorsunuz? Hiç tereddütsüz yanıtladı:

-Tabii ki, Beykozluyum!

(12.01.2009 tarihli BirGün’de yayınlanmıştır..Orhan Veli’nin 106.doğum yılında yeniden okurlarla.)

Posted in Köşe Yazıları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir