Millet çıldırınca güzel

Tarihin değişik dönemlerinde her millet, özünden farklı yönlere doğru savrulma başarısını gösterebilmiştir. Aradan on yıllar geçtikten sonra “biz ne haltlar yemişiz” türünden bir özeleştiri dönemine girebilmiş, o çok tantanalı günleri utanç içinde hatırlayabilmiştir.

Tarih sahnesine sadece bir millet geride bıraktığı bütün dönemeçlerde hiç hata yapmamıştır!

Bu muhteşem hatasızlık çizgisi sadece yurt içinde kabul görmüş, dış alemde ise hatasızlığın kabarık faturaları kesilerek muhataplarının önlerine konulmuştur.

O millet ve onun devleti bu olağanüstü çizgisini yakın tarih içinde üstün bir performansla sürdürmektedir.

Hangi milletten söz edildiğini anlıyorsunuz her halde değil mi?

***

Parlak tarihin en cilalı dönemi, demokrasinin şaha kalktığı 2000’li yıllara denk gelmektedir. Demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet, emek, istihdam, kalkınma gibi ulvi kavramlar bir çuvalın içine konulup geleneklere uygun olarak nezih bir şekilde harmanlanmıştır. Arkasından da ilgili anayasa maddesi gereği yerine getirilmiştir:

-Koy çuvala, vur duvara!..

Ancak demokrasinin temellerine konulmuş bulunan sandıklara hep birlikte, her koşulda ve daima sadakatten ödün verilmemiştir.

İktidarda bulunan parti seçimleri kazandığı müddetçe demokrasinin hiçbir sakıncası yoktur. Ama muhalefete mensup partiler seçim kazanmaya başlarsa işte orada sorun var demektir.

Hele “yıkıcı muhalefet” kazanıyorsa, demokrasiyi muhafaza altına almak kaçınılmaz hale gelmiştir. Muhalefetin “yıkıcı” olup olmadığına elbette iktidar karar verebilir.

Eğer bir muhalefet partisi iktidarı; savaş, yıkım, kan, gözyaşı gibi konularda uyarıyorsa bu düpedüz yıkıcılıktır!

Ülkesini milletini devletini seven bir muhalefet, iktidara karşı çıkıyormuş gibi yaptıktan sonra, savaş, yıkım, kan, gözyaşı alanlarında devletin yüce çıkarları adına iktidarın yanında esas duruşta bekler. Bir gün iktidar olma şansı sana da yüzünü döner. Zaten bazı coğrafyalarda demokrasi milli piyango gibidir. Hiç umudunu kesmeyeceksin: Ya çıkarsa?

***

İktidarı, muhalefetiyle bir ve beraber olan millet sırtı yere gelmez… Ama beraberliğin dozunu iyi ayarlamak lazım. Yoksa sert iktidar ile yapıcı-okşayıcı muhalefet bir araya gelince o milletin sırtı yerden kalkmaz!

Büyük, güçlü, zalim devletler düpedüz tokat atabilirler. Gel bakayım da diyebilirler, “yürü anca gidersin” şeklinde de diplomasi oyunu kurabilirler.

Sen iktidarı ve muhalefetiyle bunların hepsini gargara bile etmeden yutabilirsin.

Millet bütün bunları çılgınca alkışlayabilir.

Birinci Dünya Savaşı öncesini anlattığı Clarissa (*) adlı romanında Stefan Zweig, kahramanlarından birine (Yarbay Schuhmeister) araştırma kitabı yazdırır.

“Yarbay kuramsal eseri üzerine çalışıyordu; özellikle hayatının eseri olarak gördüğü ‘Halkların Nevrozları’ üzerine… Bu eserinde birçok tarihi dokümanı kanıt göstererek tıpkı insanlar gibi milletlerin de depresyon ve açıklanması güç öfke nöbetleri geçirdiklerini ispat etmeye çalışıyordu.”

Tarihte böyle şeyler olabiliyordu. Tarih yazmak da mümkündü, tarihten silinme de… Yeterli doza çıkılınca her şey toz pembe görünebiliyordu.  Gayret etmesini bilmek gerekiyor:

-Millet çıldırınca güzel!

 

(*) İş Bankası Kültür Yayınları 2017