Trump’a laf söylemeyelim

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’un 9 Ekim 2019 tarihli Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektup Türkiye’de büyük bir tepkiye neden oldu. Muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler, akademisyenler, diplomatlar, doktorlar, avukatlar, öğrenciler, öğretmenler ve gazeteciler ABD Başkanına çok kızdılar. Tepki gösterenlerin ezici çoğunluğunu solcular oluşturuyordu. Ancak Trump’a kızan sağcılar bile vardı.

Sadece mektubun muhatapları pek o kadar sert tepki göstermediler. En sert çıkış on gün sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan geldi:

-Kötü söz sahibine aittir!

 Türkiye’nin yaygın medyası mektuba tepkileri özgürce yayınladı. Sadece mektubun içeriği hakkında okurlarını ve izleyicilerini bilgilendirme ihtiyacı hissetmedi ki, bu da kendi yayıncılık ilkelerine son derece uygun bir davranıştı. Bilmesi gerekenler zaten biliyorlardı. Vatandaşların her şeyi bilmelerine gerek yoktu.

Mektup, Fox Business muhabiri Trish Regan tarafından sosyal medya üzerinden dünya kamuoyunun ilgisine sunuldu.

Okuyanlar önce inanmadılar. Bir devlet başkanı, bir başka devlet başkanına böyle bir üslupla mektup yazmaz, yazamaz, yazmamalı dediler.

Ama söz konusu Trump olunca durup iki kere düşünmeli… Sadece Amerikalılar değil bütün dünya onun hakkında aynı şeyi düşünüyor:

-Delidir ne halt yese yeridir!

Trump skandal ötesi mektubuna kibar biçimde başlıyor, “Sayın Cumhurbaşkanı” diyordu:

“Gelin iyi bir anlaşma yapalım. Ne siz binlerce insanı katletmekten sorumlu olmak istersiniz, ne ben Türkiye ekonomisini yıkmaktan sorumlu olmak isterim. Ama yıkarım da. Rahip Pastor Brunson konusunda bunu göstermiştim.”

Bu büyük itiraflardan sonra geliyor “zurnanın zırt dediği” bölüme:

“Bu işi doğru ve insani yoldan hallederseniz tarih sizi iyi yazacak. Olmazsa sonsuza kadar şeytan olarak yazacak!”

Bu cümleyi de yalayıp yutmak mümkün değil elbette ama şu tehdit ve kabalığın yenilir ve hazmedilir cinsten olmadığı açıktır:

“Kabadayılık etmeyin! Aptallık etmeyin! Sizi daha sonra arayacağım.”

Yukarıda sayıp döktüğüm herkes çok kızdı bu mektuba…

Oysa kızmak yerine serin kanlı düşünmek gerek. Trump çok faydalı bir iş yapmıştır!

Sakin olun izah edeyim…

Mektuba kadar Türkiye’de “Amerikan Emperyalizmi” kavramı sadece solcuların gündeminde olmuş Marks, Engels ve Lenin’in emperyalizm üzerine tezlerini solcular okuyup halka anlatmak için çırpınmışlardı. Türkiye devrimcileri sadece bu yüzden hapislere atılmışlar, işkenceler görmüşler, katledilmişlerdi.

Ama Amerikan Emperyalizmini halka anlatamamışlardı. Sağcı iktidarlar Amerika’nın ne kadar büyük, yardımsever, dost, candan, samimi, içten, güzel bir ülke olduğunu ballandıra ballandıra anlattılar. Hatta Türkiye de küçük Amerika olacaktı.

Amerikan Yardımı adı altında Türkiye’deki ilkokul öğrencilerine içilmesi mümkün olmayan iğrenç süt tozu ve yenmesi güç turuncu peynirler bile gönderiyordu. (Gerçi o süt tozunu zorla içirilmiş çocukların tamamı ABD karşıtı anti-emperyalist devrimci gençler haline geldiler ya o da ayrı bir yazı konusudur.)

Donalt Trump yarım sayfalık mektupla “Amerikan Emperyalizmi”nin nasıl bir şey olduğunu en taş kafalıların bile anlayabileceği açıklıkta anlatmıştır!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mektuba gösterdiği “dostane diplomatik” tepki son derece değerlidir:

-Aramızdaki sevgi saygı çerçevesinde…

Bundan önce daha önemli bir vurgu yapmış “Unutmamız mümkün değil” demiştir.

Trump’ı ve emperyalist ABD’yi deşifre etmek için onun önünü açmıştır. Yol açıldı bir kere. Trump daha çok açık verecektir. Daha çok sövecektir. ABD’nin emperyalist yüzünü daha net gösterecektir.

Şimdiye kadar hep ABD’nin yanında ve sosyalist solun karşısında Mehter Marşı ile yürüyen militan sağcılar mektup sonrasında “Gün Doğdu” Marşını öğrenmeye başladılar:

“Gün doğdu hep uyandık

Siperlere dayandık

Bağımsızlık uğruna

Al kanlara boyandık!”

 Yakında bu marşın 30 Mart 1972’de Tokat’ın Kızıldere Köyünde katledilmeden önce Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından söylendiğini de öğrenecekler. Biraz geç kalınsa da, olsun kalın kafalara doğru fikirlerin girmesi için zamana ihtiyaç oluyor.

Geniş açıdan bakınca Trump’ın Erdoğan’a yandığı mektup çok işlevsel olma potansiyeli taşıyor:

-Trump’a laf söylemeyelim!