Şevval’in 30.yıl galası!

İstanbul’un en eski konser mekânı olan Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, en öndeki protokol sıralarından en arkadaki izleyici koltuklarına kadar tıklım tıklım dolu. Sahnede neredeyse senfoni orkestrası olabilecek büyük bir orkestra var. Işıklar sönüyor reflektör bir müzisyene dönmüş durumda. Kemençeden hüzünlü nameler yükseliyor. Ardından üç kademeli sahnenin en üst bölümünde Şevval Sam beliriyor:

-Hey gidi Karadeniz/ Doldu da taşamadı..!

Sanat hayatının 30. yılı konserine Şevval böyle başlıyor. Sonra birden tempolu türküler geliyor. Açık havanın mahşeri kitlesi anında ayaklanıyor. Belli ki bu gece çok hareketli geçecek. Hele sahnede Şevval varsa!..

Hızlı girişten sonra Şevval Sam bu görkemli geceye katılanlara “hoş geldiniz” diyerek teşekkür ediyor. Sonra da “30 yıl nasıl geçti?” sorusunun yanıtlarını veriyor:

-Benim için inanılmaz… 1994’te yola çıkmıştım. Süper Baba’yı hatırlıyor musunuz?

Büyük bir alkış patlıyor. Gayet iyi hatırladıklarını belli edenler arasında yaşları henüz otuza varmamış olanlar da var. Olsun onlar da Yasak Elma’dan yeni katılanlar, harmanlanmış Şevval sevgisine…  Süper Baba dizisinde Cengiz Onural’ın “Bana bir masal anlar baba” bestesini o seslendirmişti. Otuz yıl sonra aynı güzellikte okumaya başladığında sahnedeki dev perdede dizinin Şevval’li bölümleri dönmeye başlıyor. İzleyiciler de sahnedeki Şevval ile perdedeki küçük kız arasında kıyaslama yapıyorlar:

-Valla şimdi daha güzel!

Şarkı bittiğinde sanat yolculuğunun önemli bir durağına geliyor:

 

-Ben bir beste yaptım. Türkiye’nin en iyi sesi onu okudu. Benin annem Leman Sam!

Sonra “anneciğim seninle hava atabilir miyim?” diyerek ön sırada oturan Leman Sam’ın yanına gitti, onu alıp sahne merdivenine getirdi, birlikte oturdular ve “Bebeğim” şarkısın birlikte söylemeye başladılar:

-Elini son defa yanağıma koy…

Sonrasında Leman Sam’ın kendisi için ne ifade ettiğini çok özlü biçimde şöyle anlattı:

-Sanatta kendi parmak izimi bulmamı sağladığın için Anneciğim sana çok teşekkür ederim!

Bu sırada sanki tribünlerin gözleri nemlendi.

Şevval Sam kendini ifade etme konusundaki “şansını” da Türkiye kadınları üzerinden bir büyük teşekkürle açıkladı:

-Eğer ben bugün bu sahnede şarkılarımı söylüyorsam, düşüncelerimi özgürce dile getiriyorsam Mustafa Kemal’in sayesindedir!

Sırada Selanik türküsü vardı. Perde de Atatürk fotoğrafları dönmeye başlıyor. Türkü biterken de Atatürk ve Şevval’in birbirlerine dönük profil fotoğrafları beliriyor. Mübadele’nin hüznü “Bir fırtına tuttu bizi” dizelerinden çıkarak bütün Açıkhava’yı kaplıyor.

Şevval binlerce kişiyi bir duygudan diğerine geçirmekteki maharetini yine konuşturuyor. İzleyicilerini Ada Sahilleri’ne götürüp derin “Oooofff”lar çektiriyor. Sonra Muhabbet Bağına giriyor. Şarkının nakarat bölümlerine gelince sahneden inip seyircilerle birlikte “ararım seni her yerde” diyor. Ve bütün basamakları tırmanarak Açıkhava’yı turluyor.

Şevval’in vefası annesiyle sınırlı kalmıyor, onun hayatında iz bırakanları da türküleriyle birlikte anıyor. Orta Anadolu’da Neşet Ertaş oluyor, Karadeniz’de Kazım Koyuncu. Kazım’ın Dido’sunu Lâzca, El Kajiye’yi de Kürtçe söylüyor.

Ahırkapı Roman Orkestrası’nı sahneye davet ettiğinde Şevval de bir Roman kızı oluyor. Karadenizli Samet Kölemen ve Horon  Ekibi’yle birlikte beş bin kişiyi ayaklandırıyor.

Üç saati aşan konser bittiğinde seyirciler arasından “daha doyamadık” sesleri yükseliyordu. Gerçekten de tadına doyulmaz bir gösteri oldu:

-Şevval’in 30. yıl galası!