Aşırı normal ülke, Türkiye!

Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Üç tarafı denizlerle çevrili, dağları kıyıya paralel ve denize dik olarak uzanıyor. Denizlerde büyük kahramanlıklar yaratmış tarihi öneme sahip kaptan paşalarımız var. Limanlarımız var. İskelelerimiz de yabana atılmaz. Denizci bir milletiz vesselam. O kadar ki, bu husus taçlandıran özel bir günümüz bile mevcut:

-1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı!

Bir ülkenin kendi karasularında ve limanları arasında gemi işletme ve her türlü liman hizmetlerini kendi kontrolünde bulundurma hakkına Kabotaj deniliyor. Bunu da öğrendikten sonra gelelim kabotajın “K”sine:

-Türkiye’nin ticari gemi filosu yok!

Limanlarını da devretmiş durumda… Bütün büyük limanlar özel sektöre otuz yıllığına kiralanmış!

                                   ***

6-7 Temmuz 2026 Pazartesi-Salı günleri Ankara’da NATO toplantısı yapılacak. Bilindiği üzere NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması) “güvenlik” amaçlı bir teşkilat… Sovyetler Birliği önderliğindeki Varşova Paktı’na “karşı” kuruldu!!! Ancak minik bir “yalanı” var. Varşova Paktı 1955’te, NATO ise 1949’da kuruldu!

Bizim güzeller güzeli memleketimizin olağanüstü yöneticileri, bu saldırı örgütüne karşı tarihin her döneminde saygıda ve sevgide kusur etmediler.

Bizi NATO’ya alsınlar diye 1950-1953  arasında yaşanan Kore Savaşına 21 bin 212 kişilik askeri birlik yolladılar. 724 askerimiz hayatını kaybetti. 2 bin 147 asker yaralandı. 175 kayıp, 234 de esir verdik.

Bunlar hep “NATO aşkı” yüzünden oldu. Türkiye’den 7 bin 952 kilometre uzaklıktaki bizi hiç ilgilendirmeyen bir savaş için feda edildi bu gençlerimiz.

Aradan 75 yıl geçti, bizim yönetici kadro o yıllarda daha portakal çiçeğiydiler. Nasıl bir genetik aktarım varsa, “NATO aşkı” bunca yıl sonra aynı kompleksli yerine aşırı saygılı bir açıyla duruyor.

Şimdikiler 1950 model siyasetçiler gibi “buyurun gençlerimizi istediğiniz gibi öldürtebilirsiniz” demiyorlar. Bünyelerinde ki “NATO Aşkına” halel gelmesin diye, bağımsızlık ruhuna sahip gençleri evlerinden toplayıp içerde tutuyorlar.

Bir de “şıklık” yapıp fakirliği boyuyorlar! Ankara’ya gelen NATO’cular geçtikleri yollarda dış yüzleri boyanmış fakirhaneleri görüp “bu herifler amma da zenginleşmişler ha!” diyebilirler mi acaba?

                                     ***

Bizim cennet memleketimiz resmen demokrasiyle yönetiliyor. Seçimler yapılıyor. Modern bir parlamento var. O kadar modern ki, iktidar milletvekilleri katılmadıkları oturumlarda bile oy kullanabiliyorlar!?!

 Sadece genel seçimler yapılmıyor, yerel seçimler için konulan sandıklara seçmenler oy atıyorlar, iktidar da sandıktan çıkanları hapse…  Bizdeki demokrasinin bir hediyesi olarak ayrı sandıkta bir de cumhurbaşkanı seçiliyor! Güzelliği de şurada; o sandıktan hep aynı cumhurbaşkanı çıkıyor. Onun seçmenleri olduğunu biliyorduk. Ama “özel seçtiricisi” varmış, onu da yeni öğrendik.

Sistem gereği en tepe makamın yetkilerini çokluğuna bakarak bazı münafıklar “diktatör” falan gibi sıfatlar yakıştırıyorlar. Oysa bu toprakların hamurunda kendine özgü bir “demokrasi” var. Otoriterlikle harmanlanınca ancak şu denilebilir:

-Demokratör!

                              ***

 

Bizim güzeller güzel memleketimizde düşük yoğunluklu gelişme eğrisiyle, yüksek mizah kültürümüz zaman zaman aynı çizgide buluşamıyor. 12 Eylül 1980’de “askeri demokrasi” döneminde 500 bin tirajlı GırGır dergisi kapatılmıştı!

2000’lerin efsane hareketi AKP’nin son yıllardaki “asgari demokrasi” döneminde gelişmiş mizah kültürümüze ilk saldırı, Musa Kart’ın kedisine yapıldı. Dönemin başbakanını kedi şeklinde çizdiği için… Musa (daha doğrusu karikatür) bu yüzden yargılandı, beraat etti.

2026 itibarıyla AKP’nin “asgari demokrasisi” biraz daha daraldı. Bu yüzden mizah dünyamızın yeni yeteneği -ayağına taş değmesin diye dua edeceğimiz- Deniz Göktaş’ın ayağına taş değdi. Deniz, AKP’li Cumhurbaşkanı’nı övdü:

-Tayyip Erdoğan ne kadar iyi bir baba!

Kendi babasını da eleştirdi:

-Benim babam beni kollamaz!..

Deniz Göktaş’a dini değerler üzerinden dava açılmış ama yukarıdaki “övgü” daha sağlam bir gerekçe oluşturuyor. Davanın akıllıca açıldığını teslim etmek durumundayız. Eğer “övgü” üzerinden açılsaydı savuma avukatları unutulmuş bir olayın dosyasını mahkemeye sunabilirlerdi.

Deniz Göktaş’ın yargılanması siyasi liderlere pek fazla “itibar” kazandırmaz. Tersi için aynı şeyi söyleyemeyiz. İkinci Dünya Savaşı’nın kahramanlarından İngiliz devlet adamı Winston Churchill, kendisini buldog köpeği gibi çizen karikatüristi “beni doğru çizememişsin” diye eleştirmişti:

-Benim yanaklarım köpeğinkinden daha sarkık!

Churcill her zaman “büyük devlet adamı” olarak anıldı!

 

Gemisiz ve limansız Kabotaj Bayramı kutlanması, bitmek tükenmek bilmeyen NATO Aşkı, hep aynı kişinin çıktığı demokrasi sandıkları, mizahçıları yargılanması ve daha pek çok garabet fazlaca “tuhaf” karşılanmıyor. Bunun nedeni var tabii:

-Aşırı normal ülke, Türkiye!

Posted in Köşe Yazıları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir