Kürtlerin Kendi Yolu

Devletin dilini en iyi onlar biliyorlar

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 10 Ağustos 2014’te –eğer gerekirse- ikinci turu ise 24 Ağustos 2014 günü yapılacak.

Türkiye tarihinde ilk kez halk oyu ile Cumhurbaşkanı seçilmiş olacak!

En güçlü iki aday olarak iki isim öne çıkıyor. Birincisi CHP ve MHP’nin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, ikincisi AKP’nin “her şeyi” Tayyip Erdoğan!..

İkisinin de en önemli ortak özelliği İslam dini konusunda bilgi ve birikim sahibi olmaları. Zaten CHP ve MHP Erdoğan’ı ancak İslam referanslı bir aday ile devirebileceklerine inandıkları için İhsanoğlu’nu aday gösterdiler.

Sıcak 2014 Ağustos’unda her iki adayın performansından ziyade Kürt seçmenlerin oyları öne çıkıyor: Kürtler ne yapacaklar?

Yeni kongre yapan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı olan Selahattin Demirtaş’ın da Cumhurbaşkanı adayı olacağı neredeyse kesinleşmiş gibi…  Demirtaş, 25 Haziran 2014 günü (dün) Milliyet’ten Serpil Çevikcan’a verdiği röportajda, seçim döneminde Çorum’a Yozgat’a gideceğini açıklıyordu.

HDP’nin oy oranı en iyi tahminle yüzde 10’u ancak geçebileceğini hesaplarsak, Demirtaş’ın seçimi kazanmak gibi bir hedefi olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar. 30 Mart Yerel Seçimleri öncesinde Sırrı Süreyya Önder, ilk basın toplantısında “ne kadar oy alacağınızı tahmin ediyorsunuz?” sorusu üzerine şöyle demişti:

-Kamuoyu araştırmaları yapan arkadaşlardan aldığımız bilgilere göre şu an yüzde 10 bandının üzerindeyiz!

İstanbul’da yüzde 10 oy oranıyla seçim kazanılır mıydı?

1970’lerde CHP, 1980’lerde ise SHP’nin bütün seçim başarıları Türkler ve Kürtlerin birlikte oy kullanmaları sonucu ortaya çıkmıştı. Deniz Baykal döneminde bu bağlar onarılmaz biçimde kopartıldı.

Kürtler seçimlerde ve her konuda kendi yollarını seçtiler. Çünkü onlar devletin dilini çözmüşlerdi!

Bu devlet hangi parti ile yönetilirse yönetilsin sadece “şiddet” ile “hizmet” veriyordu. Devletin en başarılı(!) olduğu alandan en fazla istifade(!) eden de Kürtlerdi!..

Bu yüzden devlet ile “aynı dili” konuşmak yolunu seçtiler. Biraz uzun oldu ama sonunda devlet Kürtleri anladı:

-Tamam, gelin barış yapalım!

Bu konunun baş aktörü olan Tayyip Erdoğan, “Kürtlerden ne koparırsam kârdır” mantığıyla “Barış Süreci” adına her yolu deniyor. Devletin bütün olanaklarını elinde tespih yapıyor. Birinden yorulunca öbür eline alıyor.

Ama Kürtler devletin her halini iyi bildiklerinden, sürekli olarak “tetikte” durabiliyorlar.

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı açık olarak gösteriyor:

-Kürtler kendi seçtikleri yolda ilerliyorlar!

 

Futbolda devlerin vedası

Brezilya’da devam eden Dünya Kupası’nda ilk turda büyük sürprizler yaşandı. Dünyanın en iyi ligleri olarak kabul edilen ülkelerden İspanya, İngiltere ve İtalya ilk tur sonunda elendiler.

Halbuki bu ülkelerde oynanan futbol kalitesi herkes tarafından teslim ediliyor.

O halde nasıl elendiler?

Futboldaki yabancı oyuncu sayısıyla ilgili olabilir mi? Her üç ülkede top koşturan futbolcuların büyük çoğunluğu, Brezilya’da ikinci turda da futbol oynamaya devam edecekler. Büyük takımlar ile ülkeler arasında bağlar koptuğu için uluslararası turnuvalarda ulusal takımların başarı grafikleri doğal olarak değişiyor.

Büyük takımlar kadrolarında kendi uluslarından futbolculara daha fazla yer vermek konusunda belki bundan sonra düşünürler!  

 

Elveda Radikal!

Radikal gazetesi yayın hayatına başladığında Doğan Medya Center adlı binada Milliyet’te çalışıyordum. İlk nüshası çıktığında binanın üçüncü katına gidip “hayırlı olsun” turu atıyordum. Gazetenin çok iyi gazetecilerden oluşan sıkı bir kadrosu vardı. Bunlardan biri olan Koray Düzgören, sitemkar bir buruklukla şöyle demişti:

-Senden başka kimse gelmedi, bir gazete çıkartıyoruz, insan bir merhaba hayırlı olsun falan der..!

Sadece binada bulunan gazeteciler değil, başka gazetelerdekiler de Radikal’in ilk nüshasını ellerine alıp hızla sayfalarını çevirdikten sonra “klasik gazeteci yorumunu” yapıyorlardı:

-Bu gazete çok yürümez!

Radikal’in yayın hayatı Susurluk Kazası’yla çakışmıştı. Abdullah Çatlı’nın o kazada öldüğünü ilk olarak Radikal yazmıştı. Doğal olarak okurlar “Yürü ya Radikal” dediler. Gazetenin tirajı kısa sürede 200-250 binleri aştı.

Tuğrul Eryılmaz’ın elinin değdiği her şey gibi Radikal 2 adlı Pazar eki de gazeteyi uçuran bir başka etken olmuştu. 1980’lerde Cumhuriyet Güney İller Büro Şefi olarak Güneydoğu’yu en iyi izleyen Celal Başlangıç imzalı haber röportajlar Radikal’i insan haklarının kararlı savunucusu olarak lanse edilmesini sağlıyordu. Tabii Genel Yayın Yönetmeni olarak Mehmet Yılmaz’ın o dönemdeki tercihleri de yabana atılmamalı…

Radikal “çok hızlı” yükseliyordu. Biraz frene basalım dönemi geldi çattı. Yöneticiler, bulundukları pozisyonların hatırına içerikten fedakarlık yapmaya başladılar. Halbuki, tirajsa tiraj, satışsa satış, reklamsa reklam, hepsi var. Patronaja karşı hiç direnmeden teslim oldular. Yöneticiler oldukları yerlerde kaldılar, gazete Radikal’likle bağlarını koparmaya başladı. O andan itibaren inişe geçti.

Düşünsenize derin devleti deşifre eden Celal Başlangıç’ı gönderip, (başbakanlık müsteşarı ve bakan) devletin kendisi olan Hasan Celal’i (Güzel) aldılar. Böyle bir Radikallik görülmemişti! Bu yüzden Radikal olması gerektiğinden çok fazla yayın hayatına devam etti.

Radikal çok sayıda iyi haber, röportaj, makale yayınlayarak sayısız ödüller aldı. Çok iyi gazetecilere kadro açtı, çalıştırdı ve yetiştirdi.

Basın tarihinde Radikal bir iz bıraktı. Ve dün “Bize ayrılan kağıdın sonuna geldik” gibi zeka dolu manşetiyle okurlarına veda etti. Ölenlerin ardından imam sorar ya, “nasıl bilirdiniz?” diye, biz de doğruyu söyleyelim: İyi gazeteydi!

-Elveda Radikal!  

 

              

Posted in Genel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir