Fidel Castro ile Havana’da bir gün

FİDEL CASTRO ÖLÜMSÜZDÜR

 

Küba Devriminin efsanevi lideri Fidel Castro önceki gece (Küba saati ile 22. 29’da) hayatını kaybetti. Açıklamayı kardeşi ve Küba Devlet Başkanı Raul Castro yaptı. Ağabeyi için “Küba Devriminin Komutanı” dedi.

Fidel Castro hiç tartışmasız 20. Yüzyılın en önemli 10 lideri arasında yer alır. Öyle ya, daha önce “ABD’nin kumar ve fuhuş” cenneti olarak anılan küçücük bir adada sosyalizmin bayrağını dikti. Ve onu Amerika Birleşik Devletleri’nin her türlü taarruzuna karşın 50 yıldır dalgalandırdı.

 

FİDEL İLE RÖPORTAJ YAPMAK

 

Fidel Castro görüşülmesi zor liderler arasında her dönemde ilk sırada yer aldı. Bir gazeteci için “Castro röportajı” dünyanın en büyük gazetecilik ödüllerinin önünde geldi. O kadar ki, 1990’lı yıllarda Amerikalı bir gazeteci Fidel Castro’nun yayınlanmış bantlarından kolajlar yaparak özel söyleşi yaptım diye yayınladı. Castro bu söyleşi için “hayır, ben böyle bir söyleşi yapmadım” dedi. Ve ünlü gazetecinin kariyeri bitti!

Şimdi geliyorum Türkiye’de Castro ile yapılmış ilk söyleşinin öyküsüne… Bir gün böyle bir yazı yazacağımı biliyordum. Ne kadar geç olursa o kadar iyidir diyerek de fazlaca heyecanlanmıyordum. Çünkü Fidel Castro son derece sağlıklı görünüyordu. Belki onun 100. yaşı için bir yazı yazabilirdim. Tabii ben o zamana kadar yaşlılıktan çekip gitmezsem…

Ama bunların hiç biri olmadı. Fidel Castro ayakta öldü!

Şimdi artık onunla ilk röportaj yapmış Türkiyeli bir gazeteci olarak bu görüşmenin hikayesini yazabilirim.

 

GAZETECİLERİ BEN TOPLAMIŞTIM

 

1993 yılının Nisan ayında Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Emin Karaca telefonla beni aradı:

-Biz Küba Dostları Derneklerinin Dünya Genel Kurulu için önümüzdeki günlerde Havana’ya gideceğiz. Birkaç kuruluş tavsiye etsene, kimleri çağıralım?

Ben birkaç dernek ve sendika adını verdikten sonra “gazeteci götürmüyor musunuz?” diye sordum. Emin Karaca:

-Sen bir liste yap yolla, biz davetiye çıkartalım!..

Listeyi falan boş ver diyerek her gazeteden tanıdığım gazetecilerin isimlerini yazdırdım. Kısa bir süre sonra da Ankara’daki Küba Büyükelçiliğinden davet mektupları geldi. Diğer bütün davetlerden farklı olarak şöyle bir de not düşülmüştü:

“Küba bugünlerde döviz sıkıntısı içinde olduğundan bu davetin ekonomik yanı davetlilere ait olacaktır. Bunun için özür dileriz.”

Bu daveti haber haline getirip Milliyet’in yazı işlerine verdim. Genel Yayın Yönetmenliği görevini henüz Umur Talu’ya devretmiş olan Doğan Heper beni çağırdı ve sordu:

-Sen de Küba’ya gidecek misin?

Sanki “Muğla Festivaline gidecek misin?” der gibi sormuştu. Heyecanımı bastırım gayet sakin biçimde “bilmem, giderim her halde” diye yanıtladım. Bunun üzerine Doğan Abi, her zamanki haberci heyecanıyla talimatlarını sıraladı:

-Sen şimdi bizim Ankara büroyu ara, Küba Büyükelçiliğine sorup öğrensinler bakalım çağırılan gazeteciler arasında Mehmet Ali’de (Birand) var mı? O bizdeyken (Milliyet) çok uğraştı Castro ile görüşmek için. Küba’ya da gitti, 15 gün kaldı. Görüşememişti. Başka hangi gazeteciler var? Sorup öğrensinler.

Çağrılan gazetecilerin hepsinin adını ben verdim desem Doğan Heper’in beni kovması gerekebilir! (Bu ayrıntıyı ilk kez yazıyorum.)

 

AHMET KAYA DA VARDI

 

Doğan Ağabeyin heyecanına gerek kalmadı, gazeteler muhabirlerini Küba’ya yollamadılar. Çünkü 3000 dolarlık bir faturası vardı. Niye boşu boşuna bu paralı versinler ki? Sadece Cumhuriyet’ten karikatürist Kemal Gökhan yarı parasını kendisin ödeyeceğini söyleyerek gazetesinden “vize” alabilmişti.

Biz Küba Dostları Delegasyonu Kemal Gökhan ve ben olmak üzere iki gazeteci, Petrol-İş Başkanı Münir Ceylan ve sendika yöneticileri, sanatçı Ahmet Kaya, eşi Gülten ve kızı Melis ile birlikte toplam 11 kişi olmuştuk. Bir de Halkın Emek Partisi (HEP) İstanbul İl Başkanı Osman Öztürk vardı.

Çok uzun bir yolculuk yapmak zorundaydık. İstanbul-Viyana-Newfoundland (Kanada)-Frank Pais Holquin (Küba)- Havana (Küba) parkurunu tamamladığımızda 30 saatlik yolculuk geride kalmıştı.

Küba’da karşılaştığımız ilk devlet memuru bize nereden geldiğimizi sordu. Türkiye yanıtını alınca diğer görevliye seslendi:

-Maria bak bu arkadaşlar Türkiye’den geliyorlar dedi.

Sonra beni yanına alarak valizlerimizi işaret etmemi istedi, hepsini alıp bir el arabasına koydurdu, gümrük kontrolü yaptırmadan dış kapıya kadar çıkartmamızı sağladı. Böylesi bir yakınlığı Türki Cumhuriyetler dışında ilk kez görüyorduk. Nedenini de sonradan öğrendik. Türkiye o güne kadar Birleşmiş Milletler’de Küba aleyhinde yapılan oylamalarda hiç Küba aleyhine oy kullanmamış. Bunu da Küba halkının büyük çoğunluğu biliyordu, biz ilk kez öğreniyorduk. Çok şaşırmıştık.

 

BÜYÜKELÇİ AYKUT BERK

Sayısız defa yurt dışında bulundum. Zaman zaman Türkiye Büyükelçiliklerine de uğramam gerekti. Hiçbir yerde Havana’da olduğu gibi kendimi “vatandaş” hissetmemiştim. Türkiye’nin Havana Büyükelçisi Aykut Berk bizim delegasyon onuruna evinde bir yemek daveti verdi.

Bu da çok şaşırtıcı idi…

Solculuğu müzisyenliğinden önce gelen Ahmet Kaya, Kürt partisi HEP’in İstanbul İl Başkanı Osman Özgüven, Türk-İş’in sol kanadında yer alan Petrol-İş’in Başkanı ve yöneticileri ve iki solcu gazeteci…

Başka bir ülkede kapısına gitsek, elçiliğin dış kapısından içeri sokmazlar bizi. Ama Havana Büyükelçisi Aykut Berk bizi önce çağırıp, kabul etti. Ertesi akşam da onurumuza yemekli bir davet verdi. Kübalılar da bu davete en yüksek düzeyde katıldılar. Küba Komünist Partisi Dış İlişkiler Daire Başkanı Jorge Castro ile birlikte 10 yüksek diplomat Türkiye Büyükelçisinin davetine icabet etmişti. Jorge Castro; temelini Yugoslavya lideri Yosip Broz Tito’nun attığı ve liderliğini yaptığı “Üçüncü Dünya Ülkeleri Hareketi”nin en güçlü olduğu 1970’li yıllarda 5 yıl (1975-80) Belgrat Büyükelçisi olarak görev yapmıştı. 1993’te Türkiye’ye atandı. 2000 yılına kadar da görev yaptı.

Jorge Castro o gece Türkiye Büyükelçisinin evinde yaptığı konuşmada “Bugünlerde çok önemli misafirlerimiz var Havana’da” dedi:

-Bizler onları ağırlamakta zamansızlık nedeniyle zorlanıyoruz. Ama bütün bu koşullara karşın bu gece buraya 11 kişi ile katıldık. Bunu da belirtmemize izin verin lütfen!

Yani kibarca “sevildiğinizi bilin” demek istemişti.  

 

FİDEL CASTRO GÖRÜŞME

 

Şimdi geliyorum Fidel Castro’yu görmemize ve görüşmemize…

1 Mayıs 1993 günü Havana’da yapılacak 1 Mayıs Törenli için sabah saat  10.00 civarında Havana Devrim Meydanındaki platformda yerimizi aldık. Kortej sıralanmıştı. En önde de 1956-1969 arasındaki savaşta yer almış Kübalı gerillalar yer alıyordu. Ben Türkiyeli gazeteci alışkanlığıyla tribünden inip, kortejin arasına sızdım. Eski gerillaların fotoğraflarını çektim. Sonra tribüne dönmek için geri geldim ki, görevli “giremezsin” demez mi? Benim zaten bu alana girmem yasakmış. Bu alandan tribüne dönmem ise imkânsızmış. Daha önce böylesi pek çok imkânsın üstünden atlamış bir Babıali tayfası olarak elbette tribüne döndüm. Ki ne göreyim? Benim 5 dakika önce elimi kolumu sallayarak gezindiğim yerlerde Fidel Castro durmuyor mu?

Gerilla arkadaşlarıyla tokalaşıyor, sarılıyor, kucaklaşıyor. Ama katiyen öpüşmüyor. Küba’da iki erkeğin öpüşmesi pek olmuyor. Bu hiç tanışmadığın bir kadını dudaklarından öpmeye teşebbüs gibi algılanıyor.

Ben nasıl pişmanlıklar içinde kıvranıyorum kimse bilemez. Biraz daha kalsam o “yasak bölgede” Fidel Castro ile birlikte fotoğrafım olacak.

Kısmet, gazetecilikte çok önemlidir . Umudumu kesmedim yine de… Geçit töreni başladı. Fidel Castro yaşlı gerillaların arasında yürüdüler protokol tribününü selamladılar. Sonra Fidel onların arasından ayrılıp 5 metre arkamdaki kürsüye geldi. Onunla aramda sadece bu kadar mesafe kalmıştı. Birlikte aynı kareye girebiliyorduk. Kemal Gökhan kardeşim bizi birlikte görüntüledi ama o beni fark etmiyordu bile…(Siyah-beyaz fotoğraf o anı ifade ediyor)

Fidel ile görüşme umudumu yitirmemiştim. Sadece küçük bir sorun vardı: Bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum!

1 Mayıs 1993 gecesi Dünya Küba Dostları Derneklerinin ertesi gün yapacağı toplantı öncesinde büyük bir kokteyl düzenlenmişti. Toplam 1865 kişi katılıyordu. Salonun bir köşesinde büyük bir cam duvar ile ayrılmış küçük bir salon daha vardı. Bu salonda da Fidel Castro duruyordu!

Onun bulunduğu salona kim/kimler girebilecek? Gelen haberlere göre içeri 25 kişi alınacaktı. Bunlardan sadece 4’ü gazeteci olacaktı.

Bizim güçlü bir torpilimiz var. Küba Petrol İşçileri Sendikası Başkanı Danilo Sanchez ile Petrol-İş Başkanı Münir Ceylan “kanka” vaziyetindeler. Münir daha önceden onlardan iki kişiyi Türkiye’ye davet etti. Türkiye delegasyonu Castro’nun yanına girecekler listesinden bir çıkıyor, bir giriyor. En sonunda Sanchez geliyor son kararı bildiriyor:

-Bir sendikacı, bir sanatçı, bir gazeteci!

 

FİDEL İLE TANIŞMA ANI

 

Ben bu sözü duyar duymaz küçük salonun kapısına yapışıyorum. Münir Ceylan ve Kemal Gökhan arkamdan geliyorlar. Yanımızda mihmandarımız Gonzalo Castillo Quintana da var. O da çok heyecanlı. 15 yıldır Küba Komünist Partisi çevirmenliğini yaptığını belirtip ilk kez Fidel ile bu kadar yakın olabildiğini söylüyor. Bir de bizim Fidel ile ikinci sırada görüşecek delegasyon olduğumuzu söylüyor. İlk sırada Rusya var.

Ben bir “uyanıklık” hamlesi yaparak en son görüşmenin daha iyi olacağını böylece epey uzun sohbet imkanına kavuşacağımızı söylüyorum. Castillo “hiç tavsiye ekmem” diyor:

-Geçen yıl Pan Amerikan Oyunları (Latin Amerika Olimpiyatları) vardı. Onun açılış kokteyline katılmadı. Kokteylin yarısında dönüp gidebilir. Bizim yerimiz iyi değiştirmeyelim.

Birazdan Fidel Castro yanımıza geliyor. Bizi tanıştırıyor Castillo, Türkiye’den gelen Küba Dostları Derneği üyeleri olduğumuzu söylüyor. Fidel elimizi sıkıp,

-İlk kez Türkiyeli bir delegasyonla karşılaşıyorum diyor.

Bu arada benim fotoğraf makinem Kemal Gökhan’ın elinde. Ama yakın korumalar onun önünü kapatmış, fotoğraf çekemiyor. Ben ise Fidel’in elini bırakmıyorum. Benim karnıma, beline konuma yumrukları iniyor çaktırmadan, Fidel’in elini bırakmam için. Ama dayanıyorum ve bırakmıyorum. Buraya kadar gelmişim Fidel fotoğrafı çektirmeden dönmektense kendimi okyanusa atarım daha iyi. Fidel durumu anlıyor, beni yanına çekiyor, eliyle Kemal’in önünün açılmasını istiyor. Ve Kemal Gökhan tarihi fotoğrafı çekiyor.

Türkiye’den ayrılmadan Fidel Castro’ya soracağım 7-8 soru hazırlayıp bunları Küba Büyükelçilik görevlisi Gül Yerinmez’e İspanyolca çevirtmiştim. Biliyordum ki, Fidel çok iyi İngilizce konuşmasına karşılık resmi görüşmelerde İspanyolca’nın dışında tek kelime etmiyordu.

Castillo sorularımı gözden geçirip, “bu güzel-bunu geç ben söylerim” diye bir eliminasyon yapmıştı. Dört sorumu Fidel’e yöneltti, o da hızlıca yanıtladı. Ne dediğini kokteyl sonrasında mihmandarımız bize anlattı. Not ettik.

Bu görüşme Milliyet’te 10 Mayıs 1993 günü “Küba Devriminin Efsanevi lideriyle Türk basınında ilk randevu” üst başlığının altında şöyle verildi:

“Castro ile bir gün”

 

BASINDA BİR İLK

 

Türkiye’ye 8 Mayıs 1993 günü döndük. 9 Mayıs Pazar günü haberi şazı işlerine verip 10 Mayıs pazartesi günü de yayınlanması için Kemal Gökhan ile anlaşmıştık. Cumhuriyet ile aynı gün çıkacaktı haberim. Benim Fidel Castro fotoğrafımı Kemal Gökhan çekmişti. Umur Talu’yu bunu söyledim. O da kabul etti ve Babıali’de o güne kadar hiç olmamış bir şey Milliyet’in birinci sayfasında yer aldı.

“Fotoğraf: Kemal Gökhan Gürses/HAVANA” diye imzası atıldı.

Oysa gazeteciler topla halde görüştükleri liderlerle teker teker fotoğraf çektirirler, sonra da “sadece biz görüştük” diye birinci sayfa yaparlardı. Üç dört gazete birden alan bu işin gerçeğini anında anlardı. Ama Babıali geleneği böyle gelmiş, böyle gidiyordu. Bizim Fidel Castro ve Küba röportajımız ilk kez kuralı bozmuştu.

Dünyada pek çok canlı cenaze varken, Fidel Castro için “öldü” denilebilir mi?

 

 

 

 

 

 

 

 

Posted in Genel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir