Atatürk’ü Hançerleyen ‘Atatürkçüler’!

 

Bugün 10 Kasım… 1938’de ölmesine karşın hâlâ ayakta kalan 20. yüzyılın en önemli liderleri arasında yer alan Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü.

Atatürk’ün nelere karşın ayakta kalabildiği konusunda birkaç örnek vermek istiyorum.

12 Eylül döneminde Atatürk’ün doğumunun 100. Yılı nedeniyle olağanüstü(!) anmalar, törenler düzenleniyordu. Ama bu toplantılarda Atatürk’ün en fazla önem verdiği hiçbir şey dile getirilmiyordu. Bunların başında da “Bağımsızlık” ilkesi geliyordu.

Törenler sırasında:

-Bağımsız Türkiye diye sesini yükselten biri anında göz altına alınıp götürülüyordu.

Atatürk ile “bağımsızlık” arasına generaller duvar örmüşlerdi. Bu tavrı eleştirenler ise “hain” ilan ediliyordu.

Her şey göstermelik olarak yapılıyordu. Mesela ikinci sınıf bir şarkıcı Türk Bayrağından diktirdiği elbisesiyle TRT’de şov yapabiliyordu. Bu rezilliği eleştiren Oğuz Aral’ın GırGır dergisi kapatılıyordu.

Maymunluk serbest eleştirmek yasaktı!

Bunu da Atatürkçülük adına yapıyorlardı.

Bu sahtekarlıklar  o boyuta geldi ki, Cumhuriyet’in sahibi Nadir Nadi, “siz Atatürkçü iseniz” dedi:

 -BEN ATATÜRKÇÜ DEĞİLİM! diye kitap yazdı!

O Nadir Nadi ki, çocukluğu Atatürk’ün yanında geçmiş Atatürk’ü babası gibi sevip sayan biriydi.

Atatürk’ü esas özelliklerinden soyutlayarak onu tabu haline getirenlerin de bir unvanı vardı: Gardrop Atatürkçülüğü!..

Sonra bu alan popülerleşti. 1981’de Atatürk 100 Yaşında kutlamaları yapılıyor. Ümraniyeli bir uyanık da bu yalancılık rüzgarından ben de istifade edeyim diye düşünmüş olacak bir iş yeri açtı:

100.Yıl Köfte Salonu!

Atatürk’ün 100. yaşına armağan ettiği bu marka ile çok köfte satarak bir anda o da köşeyi dönecekti!??.

Atatürk ile senin yaptığın köftenin ne alakası var? Böyle bir soru yöneltilseydi muhtemelen şu yanıt alınabilirdi:

-Sizin yaptıklarınızın da bir ilgisi yok ama!..  

Köfteden Atatürkçülük olmaz denilerek bu dükkânın tabelası indirildi.

12 Eylül’ün ilerleyen yıllarında da biçimsel Atatürkçülük devam ediyordu. Bir başka uyanık ortaya çıkmıştı, kendisini “Atatürk’ün Terzisi” olarak takdim ediyordu. O yıllarda 40 yaşına bile basmamıştı.

-Sen nasıl Atatürk’ün terzisi oluyorsun lan?

Bu soruyu doğrudan kendisine sorma bahtiyarlığını yaşadık. Çünkü Milliyet gazetesini ziyarete gelmiş, bir yolunu bularak da bizim Açık Pencere odasına da girmişti.

Gayet mantıki bir yanıtı vardı. Atatürk’ün değişik kentlerde konakladığı evler müze haline getiriliyordu. O da Atatürk’ün giydiği elbiselerinin imitasyonlarını dikip, o müzelere satıyordu. Böylece Atatürk’ün Terzisi olarak kartvizit bastırabiliyor, isteyen hatırlı müşterilere de ısmarlama takım elbise dikiyordu. Eh dikiş ücreti de birazcık tuzlu olabiliyordu. Kolay değil, Atatürk’ün Terzisi dikti diyecekti bu elbiseyi giyen.

Bu kadar kalsaydı, fazlaca zararı yoktu. Ama adam ipten kazıktan kurtulunca ne yaptı dersiniz?

-Atatürk Defilesi!

İsmi aynen böyleydi. Askeri ceketleri manken kızlara giydirip podyuma salıyordu. Üstte ceket altta hiçbir şey yok. Ceketlerin yırtmaç aralığından genç-güzel mankenlerin popoları görülüyordu. Bu fotoğraflar da gazetelerin birinci sayfalarında yer alıyordu. İslamcı basın da bu fotoğrafları şöyle kullanıyordu:

-İşte Atatürkçüler!

Atatürk’ün yeminli düşmanları “valla bu kadarını biz bile yapamazdık” diyerek ellerini ovuşturuyorlardı.

Oysa Atatürk kendisini “Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir” diye tanımlamıştı. Bu ilkeye en baştan sahip çıkanlardan biri Deniz Gezmiş idi. Samsun-Ankara Bağımsızlık Yürüyüşü’nün en başında o vardı. 12 Mart’ın Atatürkçüleri onu idam ettiler, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte!

Böylece meydan da Yırtmaçlı “Atatürkçüler” ile Şeriatçı Gericilere kaldı!

Atatürk, kendisini hançerleyenlere rağmen ayakta kaldı!      

 

Posted in Genel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir